Psikoloji ve İyi Oluş

Yeni Nesil Dayanıklılık: Güçlü Olmak mı, Esnek Kalabilmek mi?

·

3 dk

Son yıllarda iş dünyasında en sık duyduğumuz kavramlardan biri psikolojik dayanıklılık (resilience). Belirsizliklerin arttığı, değişimin hızlandığı ve iş hayatının giderek daha karmaşık hale geldiği bir dünyada, yalnızca bilgi ve teknik beceriler yeterli olmuyor. Ruhsal ve duygusal iyi oluşumuzu koruyabilmek için iki beceri her zamankinden daha fazla önem kazanıyor: psikolojik dayanıklılık ve duygusal çeviklik.

Psikolojik dayanıklılık, en temel anlamıyla yaşanan zorluklardan sonra yeniden toparlanabilme kapasitesidir. Hayatın getirdiği engeller karşısında yeniden ayağa kalkabilmek, değişime uyum sağlayabilmek ve yaşanan deneyimlerden güçlenerek çıkabilmektir. Ancak psikolojik dayanıklılık yalnızca strese katlanmak ya da güçlü görünmeye çalışmak değildir; zorluklara bakış açımızı dönüştürebilme ve onlara rağmen gelişebilme becerisidir.

Buna karşılık duygusal çeviklik (Emotional Agility), psikolojik dayanıklılığı tamamlayan önemli bir beceridir. Duygularımızı bastırmadan, onları fark ederek, isimlendirerek ve kabul ederek yönetebilmeyi ifade eder. Hissettiklerimizin bizi otomatik olarak yönetmesine izin vermek yerine, bu duyguları anlayıp bilinçli seçimler yapabilmemizi sağlar.

Bugün biliyoruz ki psikolojik dayanıklılık bize hayatın fırtınalarıyla yüzleşecek gücü verirken, duygusal çeviklik yağmurun altında dans edebilme becerisini kazandırıyor.

Uzun yıllar kurumsal dünyada çalışırken birleşmelere, organizasyonel dönüşümlere, kriz dönemlerine ve yeniden yapılanmalara tanıklık ettim. Yüzlerce liderle çalıştım, performans görüşmeleri yaptım, gelişim programları tasarladım ve bugün de koçluk yaptığım liderlerle benzer hikâyelere tanıklık etmeye devam ediyorum.

Yıllar içinde dikkatimi çeken ilginç bir şey oldu.Aynı organizasyonda, aynı değişimin içinde çalışan insanlar birbirinden tamamen farklı tepkiler veriyordu. Bazıları krizlerden güçlenerek çıkıyordu. Bazıları ise dışarıdan aynı performansı göstermeye devam etse de içeride giderek yoruluyor, tükeniyor ve yalnızlaşıyordu. Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki mesele yalnızca psikolojik dayanıklılık değildi. Asıl farkı yaratan şeylerden biri, duygusal çeviklikti.

Dayanıklılığı Uzun Süre Yanlış Tanımladık

Kariyerimin ilk yıllarında dayanıklılık bana daha çok şöyle öğretildi:

  • Güçlü ol.

  • Dayan.

  • Vazgeçme.

  • Her şeyi kontrol et.

  • Duygularını belli etme.

Açıkçası uzun yıllar ben de buna inandım. Hatta birçok organizasyonda bunlar başarılı liderliğin göstergesi olarak görülüyordu.

Kriz anında sakin kalmak… Yükün büyük kısmını tek başına taşımak… Hiç yorulmuyormuş gibi görünmek… Hep çözümü bulan kişi olmak…

Fakat bire bir görüşmelerde bambaşka hikâyeler dinliyordum.

“Artık çok yoruldum.”

“Her şeyi kontrol etmeye çalışıyorum.”

“Kimseye zayıf görünmek istemiyorum.”

“Sürekli güçlü görünmeye çalışmaktan yoruldum.”

O zaman fark ettim ki birçok lider aslında dayanıklı olmaya çalışıyordu ama bunun bedelini çoğu zaman tükenmişlik, ilişkilerinde zorlanma ve zaman zaman da sağlıkları üzerinden ödüyordu.

Yeni Nesil Dayanıklılık Başka Bir Şey Öğretti

Bugün hem klinik psikoloji hem de koçluk perspektifinden baktığımda dayanıklılığı çok farklı tanımlıyorum. Yeni nesil dayanıklılık bana göre;

Her şeyi kontrol etmek değil; kontrol edemediklerinle yaşayabilmek.

Hiç düşmemek değil; düştüğünde yeniden toparlanabilmek.

Her zaman güçlü görünmek değil; gerektiğinde destek isteyebilmek.

Olumsuz duyguları bastırmak değil; onlarla kalabilmek ve onları yönetebilmek.

Belirsizlikten kaçmak değil; belirsizlik içinde yönünü koruyabilmek.

İşte tam bu noktada psikolojik dayanıklılık ile duygusal çeviklik birbirini tamamlıyor.

Psikolojik dayanıklılık bize yeniden ayağa kalkacak gücü veriyor.

Duygusal çeviklik ise ayağa kalkarken kendimizi kaybetmememizi sağlıyor.

Çünkü duygularımızı yok saydığımızda onlar ortadan kaybolmuyor.

Sadece başka şekillerde karşımıza çıkıyor.

Bazen tükenmişlik olarak…

Bazen öfke olarak…

Bazen ilişkilerde mesafe olarak…

Bazen de bedensel yorgunluk olarak…

Koçluk süreçlerinde en güçlü dönüşümlerin çoğunun, liderlerin çözüm üretmeye başlamadan önce kendi duygularını fark ettikleri anda gerçekleştiğini görüyorum.

“Bu durum beni neden bu kadar tetikliyor?”

“Bu öfkenin altında aslında hangi ihtiyaç var?”

“Kontrol etmeye çalıştığım şey gerçekten kontrol edebileceğim bir şey mi?”

Bu sorular bazen onlarca aksiyon planından çok daha fazla değişim yaratıyor.

Son Söz

Bugün eğitimlerimde ve koçluk süreçlerimde psikolojik dayanıklılığı artık tek başına ele almıyorum.

Çünkü zaman içinde gördüm ki, dayanıklılık ile duygusal çeviklik birbirini tamamlayan iki beceri.

Belki de yeni nesil dayanıklılık tam olarak budur.

Her şeyi kontrol etmek değil…

Her zaman güçlü görünmek değil…

Hiç düşmemek hiç değil…

Hayatın getirdiklerine esneklikle karşılık verebilmek.

Charlie Mackesy’nin çok sevdiğim bir sözü var:

“Being kind to yourself is one of the greatest kindnesses.”

“Kendine karşı nazik olmak, gösterebileceğin en büyük nezaketlerden biridir.”

Bu söz bana psikolojik dayanıklılığın en önemli bileşenlerinden birini hatırlatıyor.

Kendimize gösterdiğimiz şefkat.

Çünkü bazen en büyük güç, kendimizi sürekli zorlamakta değil; kendimize anlayış gösterebilmektedir.

Ve belki de gerçek dayanıklılık…

Hiç kırılmamak değil.

Kırıldığımızda, kendimize nazik davranarak yeniden ayağa kalkabilmektir.

Bu yazı ilginizi çektiyse, birlikte çalışmak için bir görüşme planlayalım.